1990 yılında geçen Crow Country, gizemli bir şekilde kapanan Edward Crow'un tema parkına özel ajan Mara Forest'ın adım atmasıyla açılıyor. Ekrandaki görüntü; Final Fantasy VII'nin sevimli ama orantısız karakter modelleriyle Resident Evil'ın karanlık, paslı ve kanlı koridorlarının rüya gibi bir evliliğidir.

Oyun, klasik hayatta kalma-korku janrının 'tank kontrolleri' hantallığını isteğe bağlı modern çift analog kamera kontrolüyle yumuşatarak türün en büyük bariyerini ortadan kaldırıyor. Nişan aldığınızda sabit durma kuralı korunuyor; bu da yaklaşan grotesk et yığınlarına karşı fenerinizin ışığında titreyerek doğru açıyı bulma gerilimini diri tutuyor.

Tema parkının harita tasarımı adeta bir saat mekanizması gibi işliyor. Perili köşk, vahşi batı kasabası ve su altı tiyatrosu; birbirine kestirmelerle, şifreli kasalarla ve mekanik bulmacalarla bağlanıyor. Bir odada bulduğunuz paslı bir anahtar ya da lunapark jetonu, üç saat önce önünden geçtiğiniz bir otomatın arkasındaki gizli geçidi açabiliyor.

Müzikler ve ses tasarımı, tekinsizlik hissinin ana taşıyıcısıdır. Bozuk bir atlıkarıncanın metalik gıcırtısı, yağmurun plastik çatılara vuruşu ve tüplü CRT monitör filtresi; oyuncuyu 1990'ların ortasında bir tüplü televizyonun karşısında gece yarısı oyun oynuyormuş hissine hapsediyor.

Oyunun sonlarına doğru mühimmat bolluğunun hayatta kalma gerilimini biraz hafifletmesi dışında Crow Country, retro hayatta kalma-korku türünün geçmişine yapılan en saygılı, en zeki ve en lezzetli saygı duruşlarından biridir.