Supergiant Games, kuruluşundan bu yana asla bir devam oyunu yapmama kuralını Hades II ile bozduğunda beklentiler gökyüzündeydi. Zagreus'un kız kardeşi, yeraltı prensesi ve cadı Melinoë'nin hikayesi; zamanın kadim titanı Chronos'un Yeraltı Dünyası'nı işgal edip Olympos'a savaş açmasıyla başlıyor.
Melinoë, ağabeyi Zagreus'un saf kılıç ve refleks odaklı dövüş stilinden çok farklı bir felsefeyle savaşıyor. Büyü tanrıçası Hekate'nin öğrencisi olarak; yerde düşmanları tuzağa düşüren glifler (Cast) çizmek, büyü enerjisi (Magick) harcayarak saldırılarınızı güçlendirmek ve menzilli cadı oraklarıyla dövüş alanını kontrol etmek zorundasınız.
Oyunun en büyük sürprizi, ilerlemenin tek bir yöne kilitli olmaması. Sadece Tartarus'un derinliklerine inip Chronos'a ulaşmaya çalışmıyorsunuz; yüzeye çıkıp mühürleri kırarak kuşatma altındaki Olympos Dağı'na doğru da ayrı bir sefer rotası açabiliyorsunuz. Bu iki farklı coğrafya, düşman çeşitliliğini ve taktiksel zenginliği ikiye katlıyor.
Tanrıların sunduğu lütuflar (Boon), ilk oyundan çok daha radikal sinerjilere izin veriyor. Apollo'nun saldırı alanlarını devasa boyutlara çıkaran ışığı, Hephaestus'un saniyeler sonra patlayan devasa çekiç darbeleri ve Selene'nin ay evresi büyüleri, her seferi (run) bambaşka bir mitolojik fanteziye dönüştürüyor.
Henüz erken erişim aşamasında olmasına rağmen sunduğu içerik miktarı ve mekanik cilasıyla çoğu tam sürüm oyunu geride bırakan Hades II, şimdiden türünün tartışmasız en görkemli zirvelerinden biri.
