Switchblade City'nin duman altı barlarında ve karanlık ara sokaklarında geçen Fallen Aces, oyuncuyu 1930'ların gangster filmlerinin tam göbeğine fırlatıyor. Şehrin koruyucusu olan A.C.E.S. dedektiflerinin tek tek avlandığı bu dünyada, eski dedektif Michael Malo olarak eldivenlerinizi giyip sokağa iniyorsunuz.
Oyunun en büyüleyici tarafı, ekrandaki her karenin sanki 1940'ların ucuz dedektif çizgi romanlarından (pulp comic) fırlamış gibi tamamen elle çizilmiş olması. Düşmanların yüz ifadeleri, yumruk yediklerinde şişen gözleri ve sokak lambalarının yarattığı tarama gölgeleri, 2D çizimlerin 3D mekanlarla dans ettiği eşsiz bir görsel şölen sunuyor.
Oynanış, klasik boomer-shooter'ların aksine birinci şahıs bir sokak brawler'ı gibi işliyor. Düşmanlara kroşe vurmak, tekmeyle camdan aşağı fırlatmak, elinize geçirdiğiniz bir kurşun boruyu, cam şişeyi, çöp kovasını ya da yerdeki bir muz kabuğunu silaha dönüştürmek son derece tatmin edici bir kinetik ağırlığa sahip.
Yapım aynı zamanda derin bir sürükleyici simülasyon (immersive sim) omurgasına sahip. Bir binaya ana kapıyı kırarak dalabileceğiniz gibi, havalandırma kanallarından sızabilir, gizlice düşmanların arkasından yaklaşıp onları bayıltabilir veya yangın merdivenlerinden çatıya tırmanıp alternatif rotalar keşfedebilirsiniz.
İlk bölümünün ardından hikayenin devamını bekleme gerekliliği tek handikabı olsa da Fallen Aces; seslendirmeleri, caz müzikleri ve saf dövüş tokluğuyla bağımsız aksiyon sahnesinin en havalı işlerinden biri olmayı başarıyor.
