1916 yılı, Verdun Muharebesi. İnsanlık tarihinin en kanlı ve acımasız siper savaşlarından birinin ortasında, kayıp kardeşini arayan Fransız bir asker olan André'yi kontrol ediyorsunuz. Conscript, doğaüstü zombilere veya uzaylılara sığınmıyor; çünkü insanlığın kendi yarattığı siper savaşı zaten yeryüzündeki en büyük cehennemdir.
Oyunun mekanik temelleri, doğrudan 90'ların ilk Resident Evil ve Silent Hill klasiklerine dayanıyor. İzometrik bakış açısı, sınırlı cephane, daktilo şeridiyle yapılan kayıt sistemi ve kısıtlı envanter slotları; aldığınız her kurşunun ve sargı bezinin hesabını yapmanızı zorunlu kılıyor.
Siper hatları birbirine kilitli kapılar, tel örgüler ve yıkılmış tünellerle bağlanan klostrofobik bir labirenttir. Bir kapıyı açacak kerpeteni bulmak için zehirli gaz bulutlarının ve üzerinize yağan topçu mermilerinin arasından geçmek, her adımda oyuncunun sinirlerini yıpratıyor.
Piksel sanat tarzı; çamur, pas, kan ve ceset kokusunu ekranın dışına taşıracak kadar etkileyici bir karanlık tona sahip. Uzaktan gelen mitralyöz sesleri, gaz maskesinin içinden duyulan boğuk nefesler ve yaklaşan Alman süngülü askerlerinin ayak sesleri, saf bir savaş şoku (shell shock) atmosferi yaratıyor.
Siperler arasında doğru yolu bulmak için haritayı defalarca incelemenin getirdiği geri dönüş yorgunluğu bazen hissedilse de Conscript; savaşın anlamsızlığını ve dehşetini klasik oyun tasarımıyla anlatan son derece olgun ve sarsıcı bir başyapıttır.
